Bir kişinin evde kahve hazırlamayı seçmesi ekonomik açıdan mantıklı olabilir. Bir başkasının hazır ürün kullanması ise tembellik anlamına gelmez. Belki o kişinin zamanının parasal değeri daha yüksektir. Belki bakım sorumlulukları fazladır. Belki fiziksel bir engeli vardır. Belki de sadece o gün kendisine birkaç dakika ayırmak istemektedir.
Irk, Etnisite ve Göçmenlik Deneyimi Neden Konuya Dahil Edilmeli?
Ev içi emeği yalnızca kadın-erkek ekseninde değerlendirmek de eksik kalabilir.
Dünyanın farklı bölgelerinde ev temizliği, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı gibi işler göçmen kadınların yoğun olarak çalıştığı alanlar arasında yer alıyor. UN Women, küresel ölçekte ücretli ev işçilerinin yaklaşık yüzde 80'inin kadın olduğunu ve büyük bölümünün sosyal korumadan yoksun çalıştığını belirtiyor. UN Women
Burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bir aile kendi evindeki bakım yükünü azaltmak için başka bir kadının emeğini satın alabiliyor. Böylece daha yüksek gelirli bir hanedeki kadın ücretli işine daha fazla zaman ayırabilirken, daha düşük gelirli veya göçmen bir kadın başkasının evindeki bakım işini üstlenebiliyor.
Bu durum “kadınlar ev işi yapıyor” cümlesinin neden tek başına yetersiz olduğunu gösteriyor.
Asıl sorulması gereken sorulardan biri şu:
Ev işinin yükü gerçekten ortadan mı kalkıyor, yoksa ekonomik olarak daha dezavantajlı başka bir gruba mı aktarılıyor?
Irk, etnisite ve göçmenlik statüsü bazı ülkelerde bu aktarımın biçimini etkileyebiliyor. Elbette bu durum her ülkede aynı şekilde yaşanmıyor ve her göçmen kadın aynı deneyime sahip değil. Ancak sosyal yapıların birbirinden bağımsız olmadığını görmek önemli.
Erkeklerin Çözüm Odaklı Yaklaşımı Nasıl Olabilir?
Burada erkekleri “ev işine yardım etmesi gereken grup” olarak tanımlamak da yeterli değil.
“Yardım etmek” kelimesi bile tartışmaya açık. Çünkü ev ortak bir yaşam alanıysa, evin temizliği, alışverişi, yemek hazırlığı ve bakım işleri bir kişinin diğerine yaptığı iyilik olarak görülmemeli.
Çözüm odaklı yaklaşım, sorumluluğu gerçekten paylaşmayı gerektiriyor.
Örneğin bir erkek partnerine “Kahveyi ben hazırlayayım, sen dinlen” dediğinde güzel bir jest yapabilir. Fakat daha kalıcı çözüm, evde kahve hazırlama görevini gerektiğinde kendiliğinden üstlenebilmesi, mutfağın genel düzenini bilmesi ve başka birinin talimat vermesine ihtiyaç duymamasıdır.
Bu noktada “mental load” yani zihinsel yük kavramı önem kazanıyor. Bir işi fiziksel olarak yapmak ile o işin yapılması gerektiğini sürekli hatırlamak aynı şey değildir.
Örneğin:
“Bana söyle, ben yaparım.”
cümlesi iyi niyetli olabilir. Ancak evde yapılacak işleri sürekli başka bir kişinin takip etmesini gerektiriyorsa, planlama sorumluluğunun tamamı hâlâ o kişide kalabilir.
Çözüm daha çok şuna yaklaşır:
“Bu işi ben takip ediyorum.”
Bu yaklaşım erkekleri suçlamak üzerine değil, sorumluluğu görünür ve paylaşılabilir hale getirmek üzerine kurulabilir.
Aynı zamanda erkeklerin deneyimlerinin de tek tip olmadığını kabul etmek gerekir. Ev işlerini aktif biçimde paylaşan erkekler olduğu gibi, kendi ailelerinden farklı modeller görerek yetişmiş erkekler de vardır. Sosyal normlar değişebilir; bireylerin davranışları da değişebilir.
“İkisi Bir Arada” Aslında Bir Ev İçi Eşitsizlik Metaforu Olabilir mi?
Bence tartışmanın en ilginç noktası burada.
“İkisi bir arada” ifadesi normalde pratiklik çağrıştırıyor: İki şeyi tek üründe birleştirmek, zamandan kazanmak, işleri kolaylaştırmak.
Fakat ev yaşamında insanlar bazen yalnızca iki işi değil, aynı anda çok daha fazlasını yürütmeye çalışıyor.
Bir kişi uzaktan çalışırken çocuğuyla ilgilenebilir.
Bir başkası yemek pişirirken yaşlı bir yakınının ihtiyaçlarını takip edebilir.
Başka biri ücretli işten eve geldikten sonra ikinci bir vardiya gibi ev işlerine başlayabilir.
OECD'nin değerlendirmesinde de ücretsiz ev işlerinin kadınların ücretli çalışma yaşamına katılımının önünde engel oluşturabildiği ve çalışan kadınlar açısından “ikinci vardiya” niteliği taşıyabildiği vurgulanıyor. OECD
Bu nedenle “Evde ikisi bir arada nasıl yapılır?” sorusunu yalnızca kahve tarifi olarak değil, evde zamanı kimin yönettiği ve kimin emeğinin görünmez kaldığı sorusu üzerinden de okuyabiliriz.
Peki Daha Eşit Bir Ev Düzeni Nasıl Kurulabilir?
Bunun tek bir formülü yok. Her evin gelir düzeyi, aile yapısı, çalışma saatleri ve bakım ihtiyaçları farklı.
Ama bazı basit ilkeler tartışmayı değiştirebilir:
İlk olarak, ev işlerini “yardım” değil ortak sorumluluk olarak görmek.
İkinci olarak, yalnızca yapılan işleri değil, işleri planlama sorumluluğunu da paylaşmak.
Üçüncü olarak, gelir farklılıklarını hesaba katmak. Evde kimin daha fazla para kazandığı otomatik olarak kimin daha fazla ev işi yapması gerektiğini belirlememeli; fakat zaman ve ekonomik kaynakların nasıl dağıldığı birlikte değerlendirilmelidir.
Dördüncü olarak, bakım emeğinin değerini kabul etmek.
Beşinci olarak, sınıf, etnisite, göçmenlik ve engellilik gibi faktörlerin cinsiyet deneyimini değiştirebildiğini unutmamak.
UN Women'ın bakım ekonomisine ilişkin yaklaşımı da bakım işlerinin tanınması, azaltılması, yeniden dağıtılması ve desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. UN Women ECA
Forum İçin Tartışma Soruları
Sizce evde kahve, yemek veya temizlik gibi küçük işleri kimin yaptığı gerçekten “küçük” bir mesele mi?
Bir evde herkesin eşit olması, herkesin aynı miktarda iş yapması anlamına mı gelir; yoksa ihtiyaçlara göre adil bir paylaşım mı daha anlamlıdır?
“Ben yardım ediyorum” ifadesi sizce ev içindeki sorumluluk anlayışını güçlendiriyor mu, yoksa işleri hâlâ bir kişinin asli görevi olarak mı gösteriyor?
Geliri yüksek bir ailenin ev işlerini ücretli bir çalışana devretmesi, ev içi eşitsizliği azaltıyor mu, yoksa eşitsizliği başka bir sınıfa aktarma riski mi taşıyor?
Göçmen veya düşük gelirli kadınların bakım emeği üzerinden kurulan ekonomik düzen hakkında ne düşünüyorsunuz?
Erkeklerin ev işlerine daha fazla katılması için bireysel davranış değişikliği yeterli mi, yoksa çalışma saatleri, kreşler, bakım hizmetleri ve sosyal politikalar gibi daha geniş yapısal değişikliklere de ihtiyaç var mı?
Ve belki en önemlisi: Evde hazırlanan basit bir fincan kahvenin bile arkasında kimin zamanı, emeği ve ekonomik imkânı olduğunu hiç düşündünüz mü?
Kahvenin kendisi birkaç dakikada hazırlanabilir. Fakat o birkaç dakikanın kimin hayatında nasıl bir yere sahip olduğu, yalnızca kahveyle açıklanabilecek bir mesele değil.
Irk, Etnisite ve Göçmenlik Deneyimi Neden Konuya Dahil Edilmeli?
Ev içi emeği yalnızca kadın-erkek ekseninde değerlendirmek de eksik kalabilir.
Dünyanın farklı bölgelerinde ev temizliği, çocuk bakımı ve yaşlı bakımı gibi işler göçmen kadınların yoğun olarak çalıştığı alanlar arasında yer alıyor. UN Women, küresel ölçekte ücretli ev işçilerinin yaklaşık yüzde 80'inin kadın olduğunu ve büyük bölümünün sosyal korumadan yoksun çalıştığını belirtiyor. UN Women
Burada ilginç bir çelişki ortaya çıkıyor.
Bir aile kendi evindeki bakım yükünü azaltmak için başka bir kadının emeğini satın alabiliyor. Böylece daha yüksek gelirli bir hanedeki kadın ücretli işine daha fazla zaman ayırabilirken, daha düşük gelirli veya göçmen bir kadın başkasının evindeki bakım işini üstlenebiliyor.
Bu durum “kadınlar ev işi yapıyor” cümlesinin neden tek başına yetersiz olduğunu gösteriyor.
Asıl sorulması gereken sorulardan biri şu:
Ev işinin yükü gerçekten ortadan mı kalkıyor, yoksa ekonomik olarak daha dezavantajlı başka bir gruba mı aktarılıyor?
Irk, etnisite ve göçmenlik statüsü bazı ülkelerde bu aktarımın biçimini etkileyebiliyor. Elbette bu durum her ülkede aynı şekilde yaşanmıyor ve her göçmen kadın aynı deneyime sahip değil. Ancak sosyal yapıların birbirinden bağımsız olmadığını görmek önemli.
Erkeklerin Çözüm Odaklı Yaklaşımı Nasıl Olabilir?
Burada erkekleri “ev işine yardım etmesi gereken grup” olarak tanımlamak da yeterli değil.
“Yardım etmek” kelimesi bile tartışmaya açık. Çünkü ev ortak bir yaşam alanıysa, evin temizliği, alışverişi, yemek hazırlığı ve bakım işleri bir kişinin diğerine yaptığı iyilik olarak görülmemeli.
Çözüm odaklı yaklaşım, sorumluluğu gerçekten paylaşmayı gerektiriyor.
Örneğin bir erkek partnerine “Kahveyi ben hazırlayayım, sen dinlen” dediğinde güzel bir jest yapabilir. Fakat daha kalıcı çözüm, evde kahve hazırlama görevini gerektiğinde kendiliğinden üstlenebilmesi, mutfağın genel düzenini bilmesi ve başka birinin talimat vermesine ihtiyaç duymamasıdır.
Bu noktada “mental load” yani zihinsel yük kavramı önem kazanıyor. Bir işi fiziksel olarak yapmak ile o işin yapılması gerektiğini sürekli hatırlamak aynı şey değildir.
Örneğin:
“Bana söyle, ben yaparım.”
cümlesi iyi niyetli olabilir. Ancak evde yapılacak işleri sürekli başka bir kişinin takip etmesini gerektiriyorsa, planlama sorumluluğunun tamamı hâlâ o kişide kalabilir.
Çözüm daha çok şuna yaklaşır:
“Bu işi ben takip ediyorum.”
Bu yaklaşım erkekleri suçlamak üzerine değil, sorumluluğu görünür ve paylaşılabilir hale getirmek üzerine kurulabilir.
Aynı zamanda erkeklerin deneyimlerinin de tek tip olmadığını kabul etmek gerekir. Ev işlerini aktif biçimde paylaşan erkekler olduğu gibi, kendi ailelerinden farklı modeller görerek yetişmiş erkekler de vardır. Sosyal normlar değişebilir; bireylerin davranışları da değişebilir.
“İkisi Bir Arada” Aslında Bir Ev İçi Eşitsizlik Metaforu Olabilir mi?
Bence tartışmanın en ilginç noktası burada.
“İkisi bir arada” ifadesi normalde pratiklik çağrıştırıyor: İki şeyi tek üründe birleştirmek, zamandan kazanmak, işleri kolaylaştırmak.
Fakat ev yaşamında insanlar bazen yalnızca iki işi değil, aynı anda çok daha fazlasını yürütmeye çalışıyor.
Bir kişi uzaktan çalışırken çocuğuyla ilgilenebilir.
Bir başkası yemek pişirirken yaşlı bir yakınının ihtiyaçlarını takip edebilir.
Başka biri ücretli işten eve geldikten sonra ikinci bir vardiya gibi ev işlerine başlayabilir.
OECD'nin değerlendirmesinde de ücretsiz ev işlerinin kadınların ücretli çalışma yaşamına katılımının önünde engel oluşturabildiği ve çalışan kadınlar açısından “ikinci vardiya” niteliği taşıyabildiği vurgulanıyor. OECD
Bu nedenle “Evde ikisi bir arada nasıl yapılır?” sorusunu yalnızca kahve tarifi olarak değil, evde zamanı kimin yönettiği ve kimin emeğinin görünmez kaldığı sorusu üzerinden de okuyabiliriz.
Peki Daha Eşit Bir Ev Düzeni Nasıl Kurulabilir?
Bunun tek bir formülü yok. Her evin gelir düzeyi, aile yapısı, çalışma saatleri ve bakım ihtiyaçları farklı.
Ama bazı basit ilkeler tartışmayı değiştirebilir:
İlk olarak, ev işlerini “yardım” değil ortak sorumluluk olarak görmek.
İkinci olarak, yalnızca yapılan işleri değil, işleri planlama sorumluluğunu da paylaşmak.
Üçüncü olarak, gelir farklılıklarını hesaba katmak. Evde kimin daha fazla para kazandığı otomatik olarak kimin daha fazla ev işi yapması gerektiğini belirlememeli; fakat zaman ve ekonomik kaynakların nasıl dağıldığı birlikte değerlendirilmelidir.
Dördüncü olarak, bakım emeğinin değerini kabul etmek.
Beşinci olarak, sınıf, etnisite, göçmenlik ve engellilik gibi faktörlerin cinsiyet deneyimini değiştirebildiğini unutmamak.
UN Women'ın bakım ekonomisine ilişkin yaklaşımı da bakım işlerinin tanınması, azaltılması, yeniden dağıtılması ve desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. UN Women ECA
Forum İçin Tartışma Soruları
Sizce evde kahve, yemek veya temizlik gibi küçük işleri kimin yaptığı gerçekten “küçük” bir mesele mi?
Bir evde herkesin eşit olması, herkesin aynı miktarda iş yapması anlamına mı gelir; yoksa ihtiyaçlara göre adil bir paylaşım mı daha anlamlıdır?
“Ben yardım ediyorum” ifadesi sizce ev içindeki sorumluluk anlayışını güçlendiriyor mu, yoksa işleri hâlâ bir kişinin asli görevi olarak mı gösteriyor?
Geliri yüksek bir ailenin ev işlerini ücretli bir çalışana devretmesi, ev içi eşitsizliği azaltıyor mu, yoksa eşitsizliği başka bir sınıfa aktarma riski mi taşıyor?
Göçmen veya düşük gelirli kadınların bakım emeği üzerinden kurulan ekonomik düzen hakkında ne düşünüyorsunuz?
Erkeklerin ev işlerine daha fazla katılması için bireysel davranış değişikliği yeterli mi, yoksa çalışma saatleri, kreşler, bakım hizmetleri ve sosyal politikalar gibi daha geniş yapısal değişikliklere de ihtiyaç var mı?
Ve belki en önemlisi: Evde hazırlanan basit bir fincan kahvenin bile arkasında kimin zamanı, emeği ve ekonomik imkânı olduğunu hiç düşündünüz mü?
Kahvenin kendisi birkaç dakikada hazırlanabilir. Fakat o birkaç dakikanın kimin hayatında nasıl bir yere sahip olduğu, yalnızca kahveyle açıklanabilecek bir mesele değil.